31 Temmuz 2007 Salı

anahtarlar

hep o amcanın elinde görürdüm demir parıltılı anahtarları. şıngır şıngır oynardı onlarla parmakları arasında.üzerine giydirdiği renkli elbiselerini sıraya dizmek benim için en zevkli oyunlardandı. turuncu hep ilk sırada yer alırdı, o yok ise canlı bir yeşil ve ardından kırmızı...sonra kimin dişi daha fazlaysa o daha yaşlı sayılırdı, insanların aksine. küçük posta kutusu anahtarları hiç işe yaramazdı ama yine de koca bir avlu kapısının anahtarı yanında alırdı yerini. hele ki tüm anahtarları yüreğine bastıran kocaman bir çember vardı ki onu biraz yana çevirip de anahtarlardan birini çıkarabilmeyi başarmam için tam on yıl bekledim, anahtarlar bana sabretmeyi öğrettiler.

sanıyordum ki bizim evimizde sadece annemde vardı bunlardan. babam hiç bu renkli demir parıltıları eline almamıştı. işten dönüş saati yaklaştığında muhakkak evde olunmasını isterdi annem kendince, babam o demir parıltıları görmemeliydi. buna bir türlü anlam veremiyordum. halbuki ne kadar da renkli görünüyorlardı, babam da alsaydı ya onlardan. canı sıkıldığında aynı diğer amcalar gibi elinde şıngırdatsaydı, hatta arada bana verseydi de bende halının en az renkli yerine onları yayıp sıraya dizseydim. ama bekledim, babam bir gün bana da bu anahtarlardan alacak diye. her doğum günü sabahında bu heyecanla uyanıp, işten dönüş saatini hep bekledim.

zaman geçtikçe beklemekten usandım , gidip kendim aldım iki demir parıltı. hep yanımda olduklarını hissetmek için cebimden hiç ayırmadım onları.baktım ki kapıyla arkadaşlıklarını görmek bana hiç nasip olmadı, dedim, neden bunları kullanamıyorum ben?
sonra anladım, onlar yalnızlığın kandıran renkli yüzüydü. benim küçüklüğümden beri sevdiğim o şıngırtılar, yalnızlığın türküsüydü. anahtarla kapıyı açıp, soğuk kalmış odaların içinde sıcağı oluşturmak zor gelirdi yüreklere, ağlatırdı hatta. geceleri en ufak tıkırtıda uyanabilirdim, ama yalnız değildim korkmazdı ruhum. babacım teşekkür ederim, bana yalnızlığı hediye etmedin, arada kapının önünde çok kalıp ıslandım. ama yalnızlığın rüzgarıyla yüz derimi hiç çatlatmadım, üşümedim.annecim teşekkür ederim, babama ve bana yalnızlığın şarkısını hiç dinletmedin, nerede olursan ol, illa ki kapının ziline basmamızı sağladın, yüzümüzü güldürdün, bunu daim ettin.

ve anahtarlar...şimdilik cebimde kalın, belki bir gün şarkınızı dinlemeye gelirim.renklerinizi kaybetmeyin sakın ola böyle dedim diye, çocukluğumda kalın, diğer renkler gibi.