31 Temmuz 2007 Salı

...(11)

Minik bir bedenin attığı adımlardı yürüdüğüm yolda yankılanan. Ağaçlara şarkı söyleyen , kuşların cıvıltısını yenecek denli gülümseyip , yağan yağmurun birikinti sularında dizlerine varıncaya değin ıslanan, kırmızı rugan ayakkabılı minik bir bayan…

Sevdiğim saklambaç oyunlarının en güzel öznesi , saçlarını savuran çam ağacının yere düşürdüğü iğnelerin yerin canını acıtması halinde ise, ona tek teselli veren küçük arkadaşı , beyaz sayfaların mürekkep ile okyanus mavisi arkadaşlığa adım atmasını isteyen, gülümsemelerini dudağının ellerinden asla ayırmayan ,minik adımlı kırmızı rugan ayakkabılı…

Eteğindeki fırfırda tüneyen uğur böceğine herkesin söylediği terlikli pabuçlu şarkıyı , sevgili sevdicek diye anlatıp yüreğine umut yerleştiren, umutlanıp mutluluğa uçan bir küçük böcekten uğurunu kabul etmeyip, kanatlarına armağan eden kırmızı siyah benekli minik adımların ardından şarkı söyleyip , boş kalan bir parmak ucunun tesellisi busesini kondurduktan sonra, en sevdiği oyununa geri dönen , illa ki mızıkçılığını yapıp ağlatan, kıyamayıp yeniden oynatan, cıvıltılı yaşlara sahip gözleri ile etrafa bakan, minik ruganı kırmızı olan…

Uykusunun en güzel anlarında bakışlarına misafir gelen rüyasına en güzel ikramı sunup, seni anlatan, anlattıkça gülümseyip kahkahası ile uyanan, sabahı sevse de geceleri hasretle beyleyen, küçük camların ardından büyük dünyanın güneşi diye seni seyreden, en sevdiği saklambaç oyununda saklandığı seni bir güç bilip ebenin sobesine karşı dimdik duran, oynadıkça oynayıp güldükçe sen olan, kırmızı minik rugan ayakkabılı…

Yaşadığı her anı neşe , yaşamadığı her zamanı bekleyecek bir umut taşıdığı gözlerinde, parıltı olarak beliren bir sen varken, minik koşuşturmaları ile büyüklüğün merdivenlerini hıtır mıtır tırmanan, nefessiz kaldığı anda aklına seni getirip yaşam dolan , fırfırlı eteğinin kollarında mırıldanan rüzgarın saçlarını okşayıp , bütün iyi dileklerini bulutlara yazıp, üzerine yağmur olsun diye gökyüzüne en sevdiği şarkıyı söyleyen, olur da gökyüzünün renkli kuşağı sana ulaşamayacağını iddia ederse “ ama dünya yuvarlak” demeye kalmadan, yanıbaşında seni bulan , kırmızı ruganında minik gülümsemeleri olan…

Beyazların kardan kopup , yaza geldiği, bahar olduğunda seni tutan ellerinde birleştiği bir tenin vucut bulduğu minik ellerinle güneşten ışık çalmış gibi, gözlerinden çıkan parıltılarla seni seven , özlediği anda en sevdiği şarkılarda nakarat yaptığı seni gökyüzünün bütün katlarına armağan eden, yağan yağmurun tanelerine bile seni anlatıp toprağa can veren umudun içinde olmayı isteyen , boynunu büken bir buğdayın verdiği selamı başş başş edip sesini kulağında en güzel haliyle duyan bir küçük kırmızı rugan ayakkabılı bayan…

Elleri minikçe, içinde tuttuğu küçük bir serçe. Yağan yamurun taneleri minik , yere düşen gölgeler vucutlarından küçük, dünya küçük güneşin karşısında , zaman küçük anların ardında , yıldızlar bile küçük buradan bakıldığında , oynadığım oyunların zamanında olan ben küçüğüm hala , yaşadığımız hayat küçük yaşacak olduğumuzun yanında , geçmiş küçük kalmış geleceğin yanıbaşında , gözyaşlarımız küçük gülümsemelerimiz oldukça ,
Küçük kalmış ellerim mutluluğu avuçlamaktan yoruldukça
Minik parmaklarım , umudu işaret etmekten yana yolda yürüdükçe
Küçük tırnaklarım, engel çıkmasın diye sevilenin yolunda , kazıdı bütün toprakları…

Küçük rugan ayakkabılı kızın bir gününden ibaretti kelimelerin anlattıkları. Sabahından akşamına kadar, mutluluktur tek dilediği. Mutlu olmak için, ve umudun gülümsemesini gülümsemek için sevdi seni, sevdikçe sevdi ki elleri küçük, ruganı kırmızı olan bayan o şimdi…

Yalnız demek istediği bir şey var içinde sen olduğundan beri, her şey küçük kaldı bizim karşımızda, sevmeyi sevdikçe , gülümseyemeyenler küçük kaldı yanımızda ;

"Kalbim ellerim kadar küçük değil…" : )