31 Temmuz 2007 Salı

...(7)

tabirinle başlayacağım selamıma, ancak bulamıyorum kelimelerimden yakışacak bir söz sana... bugün burada yine gri bulutlar geziyor, ama ben onlara aldırış etmiyorum. bir kaç damla atacaklar üzerimize sonra çekip gidecekler gitmek istedikleri yere. bir yağmur tanesi de o denli yapışmış pencereme, yere akmamak için sıkı sıkı tutunmuş olduğu yere. minicik bir serçe de öyle çok ıslanmış ki , rengi gitmiş nerdeyse... bugün burada hava alacakaranlık, ama ben güneşi görebiliyorum yine de. geceleri severim bilirsin, ama gündüz de güzel gecelerin içinde. zaman geçip giden, akıp gidendi ya ; yalan olduğunu bir kez daha bildim böylece, gündüzler mi gecelerin ardından yoksa geceler mi gündüzlerin ardından hiç bilemedim ama, ikisi de birbirine o kadar amade, o kadar yakın...

sonra günüm başladı sabahın erken saatlerinde, uyandığımda rüyam ise halen gözlerimdeydi. saçımda karanfiller , elimde sıcak bir yürek ve aklımda bir hiç... evet aklımda hiç bir şey olmaksızın, sadece dudağımda tebessüm. sabahın ilk ışıklarına bir gülümseme, ve geceye doğru gidilen yolun ilk adımları... ne diyeceğini bilemeyen dudaklarımda ise onca kelime sırada bekliyor söylenmek için. hangi birini söylesem diye düşünürken içimden, karşımdaki gözlerin içine boş boş baktığımı da fark ediyorum kimi zaman. saçımın bir teli hizasını terk edecek olsa onu tokanın en can alıcı yerine sıkıştırarak cezalandıran ben, şimdi rüzgara teslim ediyorum her bir telini.yüzüme vuruyor arada topladığım at kuyruğum, aldırış etmiyorum tenimdeki acıya. kirpiklerim kıvrılmış bir yoldur benim bakışlarım içinde duran, onlar da bakışlarımı kıskanıp kan çanağına dönesiye kadar, gözlerime yalvarıyorlar , ama artık onları bile görmüyorum. dudaklarım, sandalyesinin üzerine tüm gösterişi ile eteklerini yaymış pempe elbiseli kız gibi , olduğu yerde raks ediyor, gülerek. ve öyle de güzel ruhum şimdi...

içtiğim çayın demi hep acı olmuştu, ne kadar soğursa soğusun illa ki dilim yanardı. kahvenin kokusuna hayrandı burnum. kulaklarım en içten sesi duymayı , onca gürültü içinden bir tek o sesi duymayı da bilirdi. gözlerim hiç mükemmeli aramadı, zaten mükemmel olmak en büyük zaaftı. kim mükemmel olursa , bir yerden fedakarlık etmiş muhakkak eksik kalmıştı. eksik kaldığı yanı da zamanla yok olunca, bizler hep onu tam sandık.gülmekdi en mükemmel olan, fakat onun bir farkı vardı ; eksilmek yerine daha çok artmaktı...gözlerdeki gözyaşını da artırır insan gülerken ama ağlamaz, ağlarken gülebilir oysa.işte bu kadar saçma ve bu kadar derindir kimi zaman ömür , saçma yanı bizi içinde yaşatıyor olması , derin kısmı ise yaşıyor olmanın en güzel nedeni. yaşıyorum , çünkü gülebiliyorum.

adımlarımı attığım her yerde , her toprak sesinde o şarkı vardır, duyamazsın. ama duyamadığın o şarkı hep çalar insanın içinde. notalarını bir türlü dökemezsin , fakat sürekli mırıldanırsın ya hani, işte öyle...nisan yağmuru gibi dökülse sözler keşke dilime, anlatabilsem keşke bende, ama bilemezsin ben bakamam gözler içine.hep yalnızken söylerim sevdiğim şarkıları , bağırdığım haykıra haykıra söylediklerim hep yalnızlığım ve benimle.en sevdiğim şiirleri okudum yazdım sabaha karşı giden o sessiz saatlerde. herkes uyurken , ben kalemimle konuşurdum yine.beyaz sayfalara hiç inanmadım, yalan söylediler hep bize. üzerindeki çizgilere zaten hiç uymazdım, kareli olanların içine de sığamazdım. yazdım hep, okumadan geriye dönüş yapmadan noktaya virgüle dikkat etmeden hep yazdım ben.yazılan her kelime minnettardı belki , ama onların bu dileklerini duyamadım, çünkü kalemimin sayfam üzerindeki dansına ben aşıktım, anlatılamayacak denli hayran... sabahın ilk saatlerini severim billirsin, gecelerin bir diğer yüzüdür onlar. fakat hiç yeni doğan güneşle beraber uyanıp , kimsesiz sokakların başında yere düşen yaprakları tekmelemedim. hele gazoz kapağındaki silinmiş yazıyı okumak için yere eğilip de, toprağın kokusunu içime çekmedim. yağmuru severdim ama , ıslak toprağın kokusu üşütürdü beni.ilkbahardaki heyecan hep içimde oldu bunu kaybetmedim ama sonbaharların sarısını kahvesini biraz kurumuş kızılını da çok sevdim.

hani koşmak istediğin zaman içindeki heyecanı destekleyen kalbin hızlı hızlı atar ya, işte uyurken bile koşuyorum ben rüyalarımda. bugün de öyle bir rüyanın içindeydim hızlı adımlarımla. korktuğum bir yüz , çatlamış elleri arasındaki makasla kovalıyordu beni , ama ben ona bile aldırış etmiyordum bu sefer. gülüp geçmeyi öğrenmiştim bu defa. ve hep bir ses duydum o yeşil , koca yapraklı ağacın ardından "korkma, sevgin var" dedi bana. ilk defa bu kadar sevgime güvenmiştim, ve ilk defa onun gücünü kabullenmiştim. gözlerimi açıp sonlandırabilecekken bu rüyamı , korkmadım, ve hep içimdeki sevginin kolunda yürüdüm aldırış etmeyen , endişelenmeyen yüreğimle. bilemezsin, bilemiyorum ben de...

hep mutlu oldum ben, kötüyü nefes alamadığım o basık zamanlarda tanıdım. hızla inip kalkan göğsümün içinde çırpınan kuşu hiç ilkbaharsız bırakamadım. olmadı değil , oldu... mutsuz olduğum da oldu. ama uzun sürmedi, fakat bedellerini hep ağır ödedim. bilirsin hep kaybetmekten korktum, ama haklıydım çünkü hep kaybeden ben oldum. en ağır bedel buydu zaten, elinde tutmaya kıyamadığın bir kuş tüyünün en ufak bir rüzgarda uçup gitmesiydi dediğim.ama dedim ya, artık korkmuyorum. korktuğum tek şey, korkmak bundan sonrası için.
anlatması güç olan, bunca yıldır tanıdığım mutluluk denilen arkadaşımı hiç tanımadığımın farkındayım. meğer onun ne büyük dünyası varmış dünyam içinde. ben yalnızca bir bahçesini dolaşmışım, şimdi vadileri benimle. sanıyordum ki kana kana içmişim mutluluğun serin sularından , oysa ben bir derenin içinde geziyormuşum daha. ayaklarıma batan çakıl taşlarının yosunundaki yeşili yeşil sanmıştım, gör ki ne filizlerin yeşili varmış daha. en aydınlık gülüşü ederim diye gülerdim dünyama, halbuki geceleri bunun için severmişim, ben karanlığın içindeymişim daha. güneşi her sabah doğan o koca yıldız sanardım, meğer geceler bile güneşli olabiliyormuş bana. bilmiyorum ne kadar anlatabildim şimdiye dek, fakat bundan sonra anlam alabilir kelimelerim şiirler arasında...

kelimelerin bana aracı olduğuna duyduğum minnettarlığın sesini duyurmak isterdim, ama bunu yine o sevdiğim kalemim ile anlatacağım onlara. ve en zoru sana minnettarlığımı duyurabilmek, bilmiyorum duyabilir misin?konuşmasam da anlattıklarımı anlayabilir misin mesala...kelimelerin kıfayetsiz kaldığı zamanlarda onlara anlam aktarabilir misin, bilmiyorum...işte bu kadar , şimdilik yazabildiklerim , yazmaya çabaladıklarım bu kadar. dersen ki ne anlattın sen şimdi bana diye, işte deminden beri bunca soruyu sormamın sebebi de bu. ben bilemedim ne anlattığımı, sen anlayıp da bana anlatabilir misin? . . .