15 Ekim 2008 Çarşamba

...(33)



uçun martılar, kanatlarınızın beyazı kadar uçun.
yağmur taneleri karıştıkça gözyaşlarınıza,
denizlerin üzerindeki yağmurun adımları üzerinden,
üflediğim nefesin beyaz dumanları gibi uçun.
avuçlarım içinden tutun beni, gökyüzüne taşır gibi
biriniz saçlarımın içinde uçsun, gözlerimi sevsin diğeri.
deniz gibi coşkulanan gönlümde en büyük gemiyi takip etsin kanatlarınız
belki simit atar biri.
uçun mavi gökyüzünün beyaz gözyaşları,
yeryüzünün yanaklarında uçun,
uçup gidin,
gülümsemeler kalsın bize, denizler gibi engin.
biriniz haydarpaşada beklesin, gidenlerin ardından
diğerleri eskişehiri gözetlesin, geleceği bekler gibi
avuçlarınız yok ki sizin, tutun beni içinde diyeceğim ama,
beyaz kanatlarınıza adımı yazın benim, gökyüzünde uçurun.
özendiğim bir çay yudumu olun ince bellinin kaşığına tutunmuş
şekerin üzerine eritin beni, kanatlarınız kadar beyaz şeker içinde
çay yudumu olayım diye, uçurun beni denizlerin üzerine.
seyredilen manzaranın, yaban gülleri gibi açın kanatlarınızı,
ürkek bakışlarınızı çalan gözlerimde, parıltılar olun,
biriniz beylerbeyinde, diğeri çengelköyün bahçesinde
beni beklesin boğazın en serin esen rüzgarının sesinde
siz bağrınızı açın beyaz gelinliğin etekleri gibi yine,
uçun hayallerimde, denizi olmayan bu şehirde...
uçun martılar, kanatlarınızın büyüklüğü kadar özgür olun,
süzülen göğsünüzdeki huzur kadar uçun,
adımı yazdıysanız gökyüzüne bugün,
bembeyaz nefesim olup, sevdiğimin içine dolun,
ben deniz olurum şehrin denizsiz sahiline
siz uçun alnımın üzerinde, bembeyaz hayallerimin, tertemiz gülüşünde.
avuçlarımdan tutun beni,gökyüzüne taşıyın
bulutlar tutunsun tenime, sevdiğimin busesi gibi,
siz uçun,
uçurumlar yükselsin gökyüzüne,
denizler yağsın üzerimize.
yakamozlar olun, mavi enginin beyaz parıltıları,
yağmurlu günlerin, gülümseyen simitçi arkadaşları,
uçun istanbulun üzerinde,
sevdiğime yazdığım şiiri anlatın gökyüzüne,
güneş bu yüzden mi sabahı doğurur,diye.

13 Ekim 2008 Pazartesi

...(32)



Ben bugün çok mutluyum. Herkesin içinde göğsüm heyecan içinde atarken, seninle bir kere daha gurur duymanın verdiği sevinç içinde koştum defterimin başına.
Aslında bu defterimi senden saklıyorum, sanki çok özel şeyler varmış gibi içinde. Bakma sakladığıma, biraz büyük olup, özele sahip olmak istediğim için yapıyordum sanırım bunu. Fakat bugün asıl büyüklüğün o küçük ayrıntılarda değil, basbayağı ortada bulunan gerçeklerde yer aldığının farkına vardım. Her gün yepyeni şeyler öğreniyorum senden.

İyi ki de diğerleri gibi, belli bir süreden sonra tanımamışım seni. İlk varlığımdan beri yanı başımdasın iyi ki. Ellerimi ilk tutan elsin iyi ki, göğsüm yerinde durmuyor.

Evet, sabırsızlanıyorum şimdi senin eve gelmene, diğer yandan ise hemen gel istemiyorum. Defterime sevincimi yazınca gel ki, geldiğinde sakladığım defterimi sana okutabileyim. Annem bugün dolabımın oraları toplarken söyledi, neden halen saklıyorsun ki o defterini diye, senin bu defterin varlığını bilmen seni daha çok sevindirir ve gururlandırırmış. Çünkü sen alışıkmışsın böyle yazılara ve defterlere. Sonra uzun uzun gülümseyerek işlerini yaptı annem ben ise sana yazılar yazmaya devam ettim, ediyorum.

Bugün harika bir şey oldu. Herkes sessiz sedasız otururken, bambaşka düşünen bambaşka bir şeyler paylaşabilecek olan var mı diye sordu hocamız. Durup dururken yaptı bunu, kimselere düşünecek vakit bırakmadan hemen söz istedim.
Anlatacak öyle güzel öyle bambaşka bir şeyim vardı ki, anlatılmaz bir heyecan doğmaya başladı göğsüm içinde. Sanki göğskafesimin içinde kocaman bir kuş çırpınıyordu, kanatları çarptıkça ciğerlerime sevincimden nefes alamayacak hale geliyordum.

Elbette seni anlatacaktım. Seni anlatmayacağım da kimi anlatacağım ki.
Hayatta en çok sevdiğim, en çok beni seven, en çok canım diye diye saçlarımı okşayan, uyurken gözkapaklarım üzerine buseleriyle imza atan sen değil misin?
Var mı böyle biri daha ki senden başka bu dünya üzerinde…

Hemen sözümü isteyince hoca oldukça şaşırdı. Sanki o soruyu soracağını tahmin etmişim gibi, evvelden çalışmışçasına anında söz istediğim için, gülümseyerek ve belki de söyleyeceklerimi hiç de aklından geçirmeden bana söz verdi ;

Hepiniz kulaklarınızı değil, gönüllerinizi açın beni dinlerken dedim. Bunu ilk söylediğimde kimse bir şey anlamamış gibi baktı gözlerimin içine. Ancak biliyordum ki, sana benzeyen annemin de hep söylediği gibi , parıldayan gözlerim içinde seni anlatacağım çoktan belliydi ki…
Evvela ismini söyledim ;

Sahib-i Melahat,Melahat sahibi, güzel yüzlü babam.

Bu ismi duyduğunuz yerde huzur sizi bulacak. Bu isim öyle sizin bizim gibi bir isim değil iyi duysun gönülleriniz, gönüllerin kulağı sevdayı işitir, aşkı işitir duyun dedim.
Hoca benden hiç böyle bir cümle beklemediği için oldukça şaşkın bir hal tavrı içinde beni izliyordu, arkadaşlarımdan bir çoğu kendi aralarında fısıldaşmaya kimileri ise gülüşmeye başladılar, ben ise kendimden en emin halimle, senin bana öğrettiğin gibi en doğru ve emin hal içinde konuşmama devam ettim.

Bu ismini söylediğim adam, benim babam. Beni öyle bir güzellik içine verdi ki. Söylediği sözler annemi kendisine aşık etmiş düşünsenize…
Ona bir defter yazıyorum. Yakında kendisine vereceğim, şimdiye değin kendisinden sakladım. Hani sizin günlükleriniz var ya sakladığınız, ben de onun gibi bir şey yaptım işte. Ama yanlışlarımı yaramazlıklarımı sakladığım için değil, büyük olmak için sakladım onu. Yazdıkça büyümek için. Ancak fark ettim ki, anlattıkça yazdıkça daha da artan bir coşku kapladı defterimi, büyüklük benim saklamamda benim büyüklüğümde değilmiş, babamdaymış…

Babam annemi çok sevmiş. Annem ona uzun uzun defterler yazmış hep. Yıllarca yazmış, okumuş, resimlemiş. Bir aşk yıllarca yazılır mı diyeceksiniz de, e ben şimdiye kadarki ömrümde bile babamla gittiğimiz maç gününü yazmayı bitiremedim bir türlü. Düşünün ki onlar birbirlerine aşıklarmış, nasıl yıllarca yazmasın…
Evlenince bile, babamın ceketinin iç ceplerinde küçük not defterleri olmuş, annem sabahları işe giderken, yemeğinin yanıbaşında da o küçük defterlerden koyarmış, babam için onlar bir ihtiyaçmış çünkü. Biliyor musunuz? Babam annemi çok özlermiş, işteyken bile.

İşte ben de babama teşekkür etmek için, iyi ki annemi sevdin de, benim babam oldun demek için birkaç kelime karalıyorum o defterime. Ha bir de o küçük not defterinin birkaç sayfası cepte kalıp da yıkanınca, babamın ceketlerinin her tarafı minik beyaz kağıtlarla bezeniyor, babam da “ aa bak muazzez, ceketimle kazağım, aşk dolmuş yine” diyor gülümseyerek. Annemse onları yeniden yıkayacak olmanın verdiği iş durumu nedeniyle, yarı güler yarı böhühü eder halde babama sarılıp alıyor ceketini. Haa görmüyorum sanmasınlar hemen o arada birbirlerini öpüverdiklerini.

Ama çok güzel biliyor musunuz, babamla annem birbirlerine çok güzel sarılıyorlar. Sanki yıllarca hasretlermiş gibi. Her gün bu hasretle koşuyor babam eve, ilk önce anneme sonra bana deliler gibi sarılıyor. İşte diyorum benim babam, harika bir adam. İsmini onun için basa basa söyledim size. Duysun gönülleriniz.
Dedim.

Hocamın çok hoşuna gitmişti. Bambaşka bir şey anlatın dediğinde, seni anlatınca, gerçekten çok hoşuna gitti. Üstelik, sen bambaşka bir adamsın, ben de senin oğlun olduğum için bambaşkayım, e annem de ikimize aşık baba biliyorsun değimli, bana da yeni jole almış, aslında sen izin vermiyorsun buna biliyorum ama, geçen ayça bana gülücük attı, dedim şu saçlarımı yapayım mı anne? Annem de kahkaha ata ata, yapalım dedi bana. Yani senin gibi yakışıklı olunca komik mi oldum pek anlayamadım da, iyi oldu saçlarım böyle, suluğumu boynuma takayım derken, bozulmuyorlar artık. Ayrıca pantalonumun dizlerini de parçalamıyorum top oynarken haberin olsun babacım : )

Velhasıl babacığım, sana yeniden hayran kalan ben minik oğlun, şu cadı kızından arda kalan boş zamanlarında, saklaya saklaya sana bu defteri yazabildim. Aslında daha çok yazıcam da, şu cadı ablamın başıma gelip de ne yazıyorsun ne yazıyorsun diye sorular sorması yüzünden tepem atınca, pek yazamıyorum. Zaten annem de hep buraları toplamaya geliyor, defteri saklayacak yer de bulamıyorum.
Artık bu senin defterin, senin oğlundan, sana minik bir hediye. Seni ne çok sevdiğimi anlatabilmek için yazmıştım, annem gibi.
Bugün bunu okulda da anlatınca, herkesin çok hoşuna gitti. Ben de çok sevindim, son olarak bunu da ekleyip defterini sana veriyorum.

Babacığım, seni çok seviyorum. Gözlerindeki ışıltılı gülümsemelerini Allah hiçbir zaman başımızdan eksik etmesin.

(yaf baba, şu ablama bişey söyle, hep bana kızıyor, bi de dil çıkarıyor haberin olsun, sakın benim dediğimi yazdığımı duymasın, aramızda kalsın, valla cingar çıkarır evde, annem de ikimizi de atar sonra dedemlere)



Seni çok seven oğlun
Eses


Baba, şu küçük oğlunda hep beni sana şikayet ediyor, ben bişey yapmadım. Kendisi söylemiyor yaptığı yaramazlığı da ondan. Masanın üstüne reçelleri dökmüş, parmaklarıyla resim yapmış bi de, çileklerden de evlerin bacasını yapmış. Ben de içeri girdim naptıın seen diye, o da reçelleri döktüm sanane dedi bana, ben de hiiii çok ayıp denmez öyle dedim, sonra ben onları yicektim sen neden döktün deyince, sen zaten yiyorsun ki ağzında bak dedi. Ben de ağzımda bişey olmadığını göstermek için dilimi çıkarmıştım. O da gitmiş sana beni şikayet etmiş.
Afacan kardeşim benim yaaa!

Baba biz seni çok seviyoruz. Sen bizim her şeyimizsin. Ben sana şiir yazdım : )

(baba, Eses görmesin buraya yazı yazdığımı, söyleme, bu sefer kimbilir neler der :D )

Seni çok özleyen kızın
Eskişehir






Ahh benim küçük kuzularım, seni çok özlediler babası. Biran evvel eve gelmeni deli gibi bekliyorlar. Halbuki en fazla 7 saat geçti henüz seni görmeyeli ama, dayanamıyorlar bile baksana.

Eses sana bir defter yazıyormuş. Bana gösterdi bugün. Ben ona anlatmıştım sana yazdığım mektupları, benim gibi aşıkmış sana, onun için onun da yazması gerekiyormuş babası. Sana çok büyük bir tören eşliğinde hediye etmeyi düşünüyor : )

Eskişehir’in de Eses den çekmediği kalmadı yazık, eheh gerçi ikisi güzel güzel oynayıp anlaşıyorlar, bazen kavgaları oluyor elbet ama, bakıyorum iki üç dakika sonra geçiyor hemen. Seni özlediklerinde ise seni paylaşamayıp kavga ettikleri bile oluyor, diyorum şimdiii sizi dedenize postalayacağım ona göre, babanızı bu akşam göremezsiniz yoksa diyorum, hemen oynamaya devam ediyorlar, ahh yumurcaklarım benim…

Sevgiliciğim, biricik eşim ;

Bana böyle dünyalardan güzel iki tane can verdiğin için, bana böyle güzelcecik anneliği hediye ettiğin için, bana senin eşin olma faziletini kazandırdığın için, sana minnettarım.
Her günüm senin aşkınla, artan aşkınla ; daha da güzel geçiyor. Miss gibi kokular yayılıyor evimize huzur kaynaklı.

Harika mutlu yuvamızda şu an hepimiz seni bekliyoruz. En güzel hayallerle, seninle olmak için, soframızı hazırladık, ellerimizi yıkadık, bir yandan da çayımızı deme hazırladık, mmmhh kızımın saçlarını topladım, oğlumun önlüğünü taktım, ben ise en sevdiğin kıyafetlerimi giydim, seni bekliyoruz kocacığım.

Hepimiz seni çok seviyoruz melek yüzlüm.
İyi ki senin eşin olmuşum, iyi ki senin huzuruna ermişim.
Seni çok seviyorum.
Beni çok sevdiğini, gözlerinden her gece okuyorum

Ve söylediğin sözler beni çok mutlu ediyor.
Bugün bana telefon edip de, güneş batarken dahi, mutluluk içinde beni düşündüğünü, beni hayal ettiğini söylediğinde, diz kapaklarımdaki bağların çözülüverdiğini hissettim. İlk günkü heyecanla seni seviyorum.
Bana bu güzel sözleri söylediğin için, sana daha çok minnet duyuyor, aşık oluyorum.
Sen bu dünyanın en güzel eşi ve babasısın.

(eheh herkes bişeyler karalamış defterine, e eski alışkanlık, dayanamadım ben de yazdım Eses’in küçük defterine , seni seviyorum )

seni çok özleyen ve çok seven karın
razay


: )
aileden minik kareler.

10 Ekim 2008 Cuma

...(31)

seni çok özledim.



merak etmemelisin beni,

biraz yorgunum biraz telaşlı

içimde bir heyecan var, nişanmış adı.

ellerimde terlemeler, içimde hırıltılı nefesler

başımda bir yangın var, saçım içinde gezintiler.

merak etmemelisin beni,

biraz uyuyorum, biraz seni hayal ediyorum

içimde bir sevinç var, nişanmış adı.

gözlerimde hayalin, içimde cızzlayan anlar

senin beni sevişin, biraz da öpüşün var

sırtımdan akan ter, seni o bile ister.

merak etmemelisin beni,

biraz bıcırdak bazen küçük melek,

her ikisinde aşk var, nişanmış adı.

heyecanlanmış yüreğim, eşin olmak için

biraz pembe prenses, biraz cadıdır gözlerim

sev beni sevineyim, hayallerini öpeyim

ihtiyacım gülüşündür, nişanmış adı pembenin.

merak etmemelisin beni,

böyle derdim ben sana, yazılarımın öznesi

içimin özlemi.

biraz yazı biraz şiir

merak etmemelisin beni, yakında olan eşin olup gelişimdir

yanıbaşında uyusam

ellerinden tutup da

iyileşeceğim kesindir.



merak etmemelisin beni,

seversin böyle diye, eskideki gibi heyecandan

biraz anmalık, biraz tebessüm

seni ne çok sevdiğimi bir kere daha diyeyim diye

uyudum rüyalarımızın içine

ellerinde sıcağın, gözlerinde şefkat

yüreğinde aşkın

bana hanımın olduğumu söylediğin an

işte o an merak etmemelisin beni ;

eğer sevincimden ölürsem.

...(30)




her adımım bir bakıştır yer yüzündeki varlığına,
adını andığım her nokta çiçeklere bürünür, sen kokar.
midemde dolanan amansız krampların heyecan sebebidir gözlerin,
biraz sonra yorgun düşüp uyuyacağım yerdeyim,
göğsünün içinde,
kalbin denilen yerde.

en çok sabahları üşürdüm, daha güneş yüzünü yıkamadan
bulutların giyindiği sarı eteklerinin ucunda gözlerim
açılırdı güneşe karşı ellerim.
göğsümü sana doğru verdiğimde, hani gerindiğimde
sarıldığın an, kalbimde doğan çarpıntıların babası ;
sevdiğim adam, gözlerimin parıltısı,
yazmak istediğim romanın başkahramanı,
yazamadığım onca şiirin öznesi
anlatamadığım duygularımın incisi,
denizlerin mavisi,
gökyüzünün nefes dolu sabah rüzgarı
dünyamsın,
göğsünün içinde büyüyen ben,
minik bir bebeğim ellerin içinde,
kalbin denilen yerde.

çaresiz kaldığım anların, tek anlayanı,
ellerinde şefkat duyduğum, canımın cananı
her adımım bir sözdür rüzgarda sesimi duyan kulaklarına
dilimde aşka bürünen kelimelerimin titreyiş sebebidir gözlerin,
biraz sonra yazacacağım şarkının nakaratındayım,
avuçlarının içinde,
kelebek prenses, pamuk olmuş diye.

en çok geceleri korkardım, daha yıldızlar doğmadan başlardı sancılarım
ay'ın giyindiği parlak kumaşın düğmelerinde gözlerim
açılırdı pencereden içeri parlak ellerimden aşkının ismi
kıvrılıverdiğimde kollarının altında, hani kedi gibi olduğumda yani
yumuşacık öptüğün an , içimde cızzlayan sevincin pırıltısı ;
özlediğim güzel gözlü adam , sesimin şıkırtısı,
söylemek istediğim şarkıların nakaratı,
gördüğüm rüyaların en gerçek olanı,
beyaz renkli güvercinlerin kanadında taşıdığı rüzgar,
kelebek tenli canım,
seni anlatamadığım onca kelimelerin, şimdi,
tüm hakkı aşk a aittir.

her adımım bir kalemdir defter üzerine
ne kadar yürüsem de erişemem sen kelimesine.

4 Ekim 2008 Cumartesi

...(29)




istanbul, özledim kız kuleni,
adını yazamadığım ağaçların altında yürüdüğüm dolmabahçeni.
üzerine giydiğin martı gelinliğindeki,parıltılı deniz sesini
ama en çok bana selam veren kaptan şefiğin heybetini.
senin adını hiç bu kadar içten anmadım,
adını ağaçlara yazamadan ben martıların yalanına kandım
beyazında gökyüzünün mavisini görürken
adımlarımı sahile biraz daha yaklaştırdım.
istanbul, özledim kız kuleni,
ne çok şiirler yazdım adına, duymadığın
başlığına istanbuldan başka bir şey yazamadığım koca şehir seni...
bir tek beni barındıramadın yüreğinde
bugün bir kez daha koparıp attın.
hiç bir şehir bu kadar acıtmadı içimi,
ahh yanmadı hiç yüreğim bu denli,
yazamadığım adını defalarca söyledim tıngırdayan trende
yaprağını uzatıp da bağrına basamadın bugün beni.
istanbul, özledim kız kuleni,
ressam olduğum kara siluetini, beyaz martıları siyah yaptığım defterlerimdeki gölgeni,
mısır çarşısında olmayan mısır tanelerini, şaşkın gözleriyle bakan ruhumun titreyişini.
bir kez daha yemeliydim sultan ahmetin bahçesinde iftar yemeğimi
duymalıydım senin sabah ezanındaki rüzgar seslerini,
özlediğimi anlatamadığım defterime adını yazmadan evvel
bilmeni istedim ;
özledim kız kuleni ve üzerinde bir martı olabilmeyi şimdi.
adım attığım akşamların heyecanını kaldırımlara kazır gibiydi ayaklarım
bilmiyorum nasıldı gözlerimdeki parıltı,yanaklarımdan yaşlarım aktı
ellerimde büyük bir sıcak var, yüreğimde en derin yangın
sen beni bu gece neden yüreğinde barındırmadın
istanbul seni değil, kız kuleni değil, martılarının beyazını değil
anlamıyor musun be koca şehir ;
sevdiğimi özledim,
bunu ne sen biliyorsun şimdi
ne de özlemimi anlatamayan kelimelerim.
çok özledim anlasana..
suskun kalıyorum, geceyim.
yağmurların yağdığı sokaklarda sürüklenen küçük taş tanesi gibiyim,
içime işlemiyor yağmur, ıslanamıyorum hasretimin ateşinden.
tıngırdadığıma bakma, yağmur sürüklüyor beni,
kucaklayamıyorum yerimi, kolların diye mazgallara tutuluyorum.
düştüğüm çukurlarda hayat bulmuyor gözlerim
güneşini özledim istanbul, kız kulesinin üzerinden batan,
martılarını da özleyeceğim söz veriyorum,
sevdiğimi beyazında sakla...
söz veriyorum
geleceğim geri.

seni seviyorum,
çok da özlüyorum.