
Ben bugün çok mutluyum. Herkesin içinde göğsüm heyecan içinde atarken, seninle bir kere daha gurur duymanın verdiği sevinç içinde koştum defterimin başına.
Aslında bu defterimi senden saklıyorum, sanki çok özel şeyler varmış gibi içinde. Bakma sakladığıma, biraz büyük olup, özele sahip olmak istediğim için yapıyordum sanırım bunu. Fakat bugün asıl büyüklüğün o küçük ayrıntılarda değil, basbayağı ortada bulunan gerçeklerde yer aldığının farkına vardım. Her gün yepyeni şeyler öğreniyorum senden.
İyi ki de diğerleri gibi, belli bir süreden sonra tanımamışım seni. İlk varlığımdan beri yanı başımdasın iyi ki. Ellerimi ilk tutan elsin iyi ki, göğsüm yerinde durmuyor.
Evet, sabırsızlanıyorum şimdi senin eve gelmene, diğer yandan ise hemen gel istemiyorum. Defterime sevincimi yazınca gel ki, geldiğinde sakladığım defterimi sana okutabileyim. Annem bugün dolabımın oraları toplarken söyledi, neden halen saklıyorsun ki o defterini diye, senin bu defterin varlığını bilmen seni daha çok sevindirir ve gururlandırırmış. Çünkü sen alışıkmışsın böyle yazılara ve defterlere. Sonra uzun uzun gülümseyerek işlerini yaptı annem ben ise sana yazılar yazmaya devam ettim, ediyorum.
Bugün harika bir şey oldu. Herkes sessiz sedasız otururken, bambaşka düşünen bambaşka bir şeyler paylaşabilecek olan var mı diye sordu hocamız. Durup dururken yaptı bunu, kimselere düşünecek vakit bırakmadan hemen söz istedim.
Anlatacak öyle güzel öyle bambaşka bir şeyim vardı ki, anlatılmaz bir heyecan doğmaya başladı göğsüm içinde. Sanki göğskafesimin içinde kocaman bir kuş çırpınıyordu, kanatları çarptıkça ciğerlerime sevincimden nefes alamayacak hale geliyordum.
Elbette seni anlatacaktım. Seni anlatmayacağım da kimi anlatacağım ki.
Hayatta en çok sevdiğim, en çok beni seven, en çok canım diye diye saçlarımı okşayan, uyurken gözkapaklarım üzerine buseleriyle imza atan sen değil misin?
Var mı böyle biri daha ki senden başka bu dünya üzerinde…
Hemen sözümü isteyince hoca oldukça şaşırdı. Sanki o soruyu soracağını tahmin etmişim gibi, evvelden çalışmışçasına anında söz istediğim için, gülümseyerek ve belki de söyleyeceklerimi hiç de aklından geçirmeden bana söz verdi ;
Hepiniz kulaklarınızı değil, gönüllerinizi açın beni dinlerken dedim. Bunu ilk söylediğimde kimse bir şey anlamamış gibi baktı gözlerimin içine. Ancak biliyordum ki, sana benzeyen annemin de hep söylediği gibi , parıldayan gözlerim içinde seni anlatacağım çoktan belliydi ki…
Evvela ismini söyledim ;
Sahib-i Melahat,Melahat sahibi, güzel yüzlü babam.
Bu ismi duyduğunuz yerde huzur sizi bulacak. Bu isim öyle sizin bizim gibi bir isim değil iyi duysun gönülleriniz, gönüllerin kulağı sevdayı işitir, aşkı işitir duyun dedim.
Hoca benden hiç böyle bir cümle beklemediği için oldukça şaşkın bir hal tavrı içinde beni izliyordu, arkadaşlarımdan bir çoğu kendi aralarında fısıldaşmaya kimileri ise gülüşmeye başladılar, ben ise kendimden en emin halimle, senin bana öğrettiğin gibi en doğru ve emin hal içinde konuşmama devam ettim.
Bu ismini söylediğim adam, benim babam. Beni öyle bir güzellik içine verdi ki. Söylediği sözler annemi kendisine aşık etmiş düşünsenize…
Ona bir defter yazıyorum. Yakında kendisine vereceğim, şimdiye değin kendisinden sakladım. Hani sizin günlükleriniz var ya sakladığınız, ben de onun gibi bir şey yaptım işte. Ama yanlışlarımı yaramazlıklarımı sakladığım için değil, büyük olmak için sakladım onu. Yazdıkça büyümek için. Ancak fark ettim ki, anlattıkça yazdıkça daha da artan bir coşku kapladı defterimi, büyüklük benim saklamamda benim büyüklüğümde değilmiş, babamdaymış…
Babam annemi çok sevmiş. Annem ona uzun uzun defterler yazmış hep. Yıllarca yazmış, okumuş, resimlemiş. Bir aşk yıllarca yazılır mı diyeceksiniz de, e ben şimdiye kadarki ömrümde bile babamla gittiğimiz maç gününü yazmayı bitiremedim bir türlü. Düşünün ki onlar birbirlerine aşıklarmış, nasıl yıllarca yazmasın…
Evlenince bile, babamın ceketinin iç ceplerinde küçük not defterleri olmuş, annem sabahları işe giderken, yemeğinin yanıbaşında da o küçük defterlerden koyarmış, babam için onlar bir ihtiyaçmış çünkü. Biliyor musunuz? Babam annemi çok özlermiş, işteyken bile.
İşte ben de babama teşekkür etmek için, iyi ki annemi sevdin de, benim babam oldun demek için birkaç kelime karalıyorum o defterime. Ha bir de o küçük not defterinin birkaç sayfası cepte kalıp da yıkanınca, babamın ceketlerinin her tarafı minik beyaz kağıtlarla bezeniyor, babam da “ aa bak muazzez, ceketimle kazağım, aşk dolmuş yine” diyor gülümseyerek. Annemse onları yeniden yıkayacak olmanın verdiği iş durumu nedeniyle, yarı güler yarı böhühü eder halde babama sarılıp alıyor ceketini. Haa görmüyorum sanmasınlar hemen o arada birbirlerini öpüverdiklerini.
Ama çok güzel biliyor musunuz, babamla annem birbirlerine çok güzel sarılıyorlar. Sanki yıllarca hasretlermiş gibi. Her gün bu hasretle koşuyor babam eve, ilk önce anneme sonra bana deliler gibi sarılıyor. İşte diyorum benim babam, harika bir adam. İsmini onun için basa basa söyledim size. Duysun gönülleriniz.
Dedim.
Hocamın çok hoşuna gitmişti. Bambaşka bir şey anlatın dediğinde, seni anlatınca, gerçekten çok hoşuna gitti. Üstelik, sen bambaşka bir adamsın, ben de senin oğlun olduğum için bambaşkayım, e annem de ikimize aşık baba biliyorsun değimli, bana da yeni jole almış, aslında sen izin vermiyorsun buna biliyorum ama, geçen ayça bana gülücük attı, dedim şu saçlarımı yapayım mı anne? Annem de kahkaha ata ata, yapalım dedi bana. Yani senin gibi yakışıklı olunca komik mi oldum pek anlayamadım da, iyi oldu saçlarım böyle, suluğumu boynuma takayım derken, bozulmuyorlar artık. Ayrıca pantalonumun dizlerini de parçalamıyorum top oynarken haberin olsun babacım : )
Velhasıl babacığım, sana yeniden hayran kalan ben minik oğlun, şu cadı kızından arda kalan boş zamanlarında, saklaya saklaya sana bu defteri yazabildim. Aslında daha çok yazıcam da, şu cadı ablamın başıma gelip de ne yazıyorsun ne yazıyorsun diye sorular sorması yüzünden tepem atınca, pek yazamıyorum. Zaten annem de hep buraları toplamaya geliyor, defteri saklayacak yer de bulamıyorum.
Artık bu senin defterin, senin oğlundan, sana minik bir hediye. Seni ne çok sevdiğimi anlatabilmek için yazmıştım, annem gibi.
Bugün bunu okulda da anlatınca, herkesin çok hoşuna gitti. Ben de çok sevindim, son olarak bunu da ekleyip defterini sana veriyorum.
Babacığım, seni çok seviyorum. Gözlerindeki ışıltılı gülümsemelerini Allah hiçbir zaman başımızdan eksik etmesin.
(yaf baba, şu ablama bişey söyle, hep bana kızıyor, bi de dil çıkarıyor haberin olsun, sakın benim dediğimi yazdığımı duymasın, aramızda kalsın, valla cingar çıkarır evde, annem de ikimizi de atar sonra dedemlere)
Seni çok seven oğlun
Eses
Baba, şu küçük oğlunda hep beni sana şikayet ediyor, ben bişey yapmadım. Kendisi söylemiyor yaptığı yaramazlığı da ondan. Masanın üstüne reçelleri dökmüş, parmaklarıyla resim yapmış bi de, çileklerden de evlerin bacasını yapmış. Ben de içeri girdim naptıın seen diye, o da reçelleri döktüm sanane dedi bana, ben de hiiii çok ayıp denmez öyle dedim, sonra ben onları yicektim sen neden döktün deyince, sen zaten yiyorsun ki ağzında bak dedi. Ben de ağzımda bişey olmadığını göstermek için dilimi çıkarmıştım. O da gitmiş sana beni şikayet etmiş.
Afacan kardeşim benim yaaa!
Baba biz seni çok seviyoruz. Sen bizim her şeyimizsin. Ben sana şiir yazdım : )
(baba, Eses görmesin buraya yazı yazdığımı, söyleme, bu sefer kimbilir neler der :D )
Seni çok özleyen kızın
Eskişehir
Ahh benim küçük kuzularım, seni çok özlediler babası. Biran evvel eve gelmeni deli gibi bekliyorlar. Halbuki en fazla 7 saat geçti henüz seni görmeyeli ama, dayanamıyorlar bile baksana.
Eses sana bir defter yazıyormuş. Bana gösterdi bugün. Ben ona anlatmıştım sana yazdığım mektupları, benim gibi aşıkmış sana, onun için onun da yazması gerekiyormuş babası. Sana çok büyük bir tören eşliğinde hediye etmeyi düşünüyor : )
Eskişehir’in de Eses den çekmediği kalmadı yazık, eheh gerçi ikisi güzel güzel oynayıp anlaşıyorlar, bazen kavgaları oluyor elbet ama, bakıyorum iki üç dakika sonra geçiyor hemen. Seni özlediklerinde ise seni paylaşamayıp kavga ettikleri bile oluyor, diyorum şimdiii sizi dedenize postalayacağım ona göre, babanızı bu akşam göremezsiniz yoksa diyorum, hemen oynamaya devam ediyorlar, ahh yumurcaklarım benim…
Sevgiliciğim, biricik eşim ;
Bana böyle dünyalardan güzel iki tane can verdiğin için, bana böyle güzelcecik anneliği hediye ettiğin için, bana senin eşin olma faziletini kazandırdığın için, sana minnettarım.
Her günüm senin aşkınla, artan aşkınla ; daha da güzel geçiyor. Miss gibi kokular yayılıyor evimize huzur kaynaklı.
Harika mutlu yuvamızda şu an hepimiz seni bekliyoruz. En güzel hayallerle, seninle olmak için, soframızı hazırladık, ellerimizi yıkadık, bir yandan da çayımızı deme hazırladık, mmmhh kızımın saçlarını topladım, oğlumun önlüğünü taktım, ben ise en sevdiğin kıyafetlerimi giydim, seni bekliyoruz kocacığım.
Hepimiz seni çok seviyoruz melek yüzlüm.
İyi ki senin eşin olmuşum, iyi ki senin huzuruna ermişim.
Seni çok seviyorum.
Beni çok sevdiğini, gözlerinden her gece okuyorum
Ve söylediğin sözler beni çok mutlu ediyor.
Bugün bana telefon edip de, güneş batarken dahi, mutluluk içinde beni düşündüğünü, beni hayal ettiğini söylediğinde, diz kapaklarımdaki bağların çözülüverdiğini hissettim. İlk günkü heyecanla seni seviyorum.
Bana bu güzel sözleri söylediğin için, sana daha çok minnet duyuyor, aşık oluyorum.
Sen bu dünyanın en güzel eşi ve babasısın.
(eheh herkes bişeyler karalamış defterine, e eski alışkanlık, dayanamadım ben de yazdım Eses’in küçük defterine , seni seviyorum )
seni çok özleyen ve çok seven karın
razay
: )
aileden minik kareler.