31 Temmuz 2007 Salı

...(10)

işte böyle sevgili, özledikçe özletiyor seni...

gecelerin aydınlığında yürüdüğüm vakitler, elimde mürekkebine aşık bir kalem, sayfam hasret seni anlatan kelimelere evvelden beri. Zaman karanlık, zaman başka seninle…

yürüdüğüm sırada rasladım ona. Hiç ardına bakmadan yürüyordu taşı topacı çıkmış beton yolda, hızlı ve narince. Ona yetişmek için ilerledim ben de. dilimde hep bu şarkı , mırıl mırıl hızlanıyorum gizlice. Arada bir kaybolur gibi oldu, buğulandı ama asla siluetini silmedi gözlerimden. Kalabalığın içinde olsa bile bakışlarıyla kendini belli edebiliyordu, sanki dilinde benim söylediğim şarkının sözleri seyahat ediyordu yüreğine doğru. Konuşmak için, en azından kim olduğunu öğrenmek için merağımla bir olup adımlarımı sıraladım o uzun, geceli yolda…

kimi vakit tanımadığı insanların yüzüne gülümsedi. Birbirinin adını bile bilmeyen birkaç insanın koluna girip hal hatır sordu, sonra yürüyüşüne devam etti. Sanki biliyordu onu takip ettiğimi de, geliyor muyum diye arada bir arkasına bakıp çevreyi gizemli bakışlarıyla denetledi. Önüne bakmadan yürüdüğü her halinden belliydi, defalarca bir diğer ayağına takılıp düşme tehlikesi geçirdi, ama gülümseyip yere de el edip, ay ışığının alaca bulaca aydınlattığı yolda, varmak istediği ama neresi belli olmayan o yere hızlı hızlı yürüyüverdi.

Onu takip ettiğimi sandığım bir anda, martının geniş kanatları gözümün içi ile karşı karşıya geldi. Bembeyaz , üzerinde damla damla sular olan , şarkı söylemek isteyip de bir türlü söyleyemeyen bir martının deryalar üzerindeki dansını seyrettim. Denizleri kucaklamış koca koca gemilerin içinden umutlu bakışlarıyla mutluluğu bekleyen, kıyıdakilerin arasından bir kaçının kucağını hayal eden bir çok insan gördüm. O sırada baktım ki, ileride hızlı hızlı giden, kalabalığın içinde gemidekilerin yüreklerine el sallıyor. Nereden tanıyorsun hepsini, demek için yanına gitmeye yeltendim, olduğu yere vardığımda onu yeniden göremedim.

Yolun bitimine doğru göründü. Artık merağımdan öte içimde olup bitenleri sonlandırmak için onunla konuşmam gerektiğini düşündüm. Herkesi tanıyor, fakat bazıları onun yüzüne dahi bakmıyordu. Sevilen miydi yoksa nefret edilen mi bilemedim. İşin garip tarafı tanımadığım o, beni her şeyimle tanıyor gibiydi. Beni beklemeden, ne diyeceğimi dinlemeden, her neresi ise , işte oraya varmak için koşa koşa gitti.
İlk baş durdum, niye gidiyorum ki onun ardından dedim. Neden merak ediyorum ben onu?
Diyeceğim ne var, ya da bana söyleyeceği ne ki…
Hem, kimsin sen?


Düşüncelerime dalmışken, fark edemedim yürüdüğümü. Yollarında yürüdüğüm, meltemi omuzlarına alan, denizleri kucaklayacak denli hızlı yürüyenin ardından ben de koşup gittim bu defa. Karanlık dedikleri gecenin kararmış bulutları ardında gri bir aydınlık, serin suları üzerime serpecek ılık bir rüzgar da avuçlarımı kavradı, gözlerim içindeki yaşlara tebessüm edip, eteğimin uçlarını savurdu ve sonrasında takip ettiğimin arkasından koşup gitti…

Yolun sonunda bekliyordu beni. Gülümsedi, birkaç defa söylediği şey tekrar etti. Bell ki bana anlatacağı onca şey varken, susmayı tercih edip, dilimde bitmeyen o şarkıyı söyledi.
Kimsin sen dedim, bu şarkıyı nereden biliyorsun?
İçimi nereden bilebilirsin, ben neden seni takip ettim, neden geldiğimi fark edip durmadın, benimle neden konuşmadın? …
Kimden kaçıyorsun, kaçıyorsan neden benim gözlerime bakıyorsun?
O an kendimi kaybedip onca soruyu ardı ardına sordum. Hiç sesini çıkarmadan, dilimdeki şarkıyı mırıldanmaya devam etti. Ay ışığının sardığı o yolun kenarında birkaç kayadan ibaret sahil kıyısında oturup, denizi içine çekti.
Sessizliğini öyle büyük ustalıkla koruyordu ki, ne diyeceğimi bilemeden , üşüğüm anda üzerindekini bana verdi. Sessizlikte anlaşıp, sessizlikte kavga ediyorduk sanki.
Yüzüme baktı usulca , ve söyledi ;

“Hasretim ben.
Senin içinim.
İçinde dolan, içinde büyüğen, sevdiğin, gülümsemelerin, göyaşın, düşüncelerin, kelimelerin , en sevdiğin elbiselerin , kırmızı rugan ayakkabıların ,saçların , içine çektiğin deniz, seyrettiğin martı , yaşayan diğerleri…
Her şeyinim.
Şimdinim,
Sonranım,
Her anındaki hissettiğinim.
Yürüdüğün yolun , konuştuğun içinim.”

. . .


İşte böyle sevgili, özledikçe özletiyor seni.
Hasret.
Hasret çekip de özlemek bile, güzel seni.



Uyku girmedi gözüme
Yine dün gece
Seni düşündüm
Ay ışığı
Sardı kenti bütün gece
Üşüdüm
Seni düşündüm.

Al götür beni
Sar ısıt beni
Yağmurunda ıslandığımız
Yollarında yürüdüğümüz
Ilık rüzgarları
Deniz kokan kente

Ben burada
Sen orda
Hasret bitmez (ardından koşmaya devam.)
Büyür sevda.


İşte öyle sevgili…