31 Temmuz 2007 Salı

...(16)

Herkesin bitkin düştüğü, sıcağın sıcak olup alınlar içinde yuva kurduğu, ne kadar kanat çırpılsa da rüzgârdan mahrum yüreklerin adım attığı ve kırmızı ruganlarımın asfalta yapıştığı bir günün sabahı şimdi seni düşlediğim vakit.
Huzura aç kalan, titreyen ellerimden düşen güçsüzlüğümü ezmekle uğraştığım, ruhumun direnmek için susuz kalıp çölde vaha umudunu aşıladığı bir zaman, öyle ki yaşam olmuşsun bana, suyum olmuşsun susuz kalan çöl sıcağında kavrulmuş yürek yurduma.

Görmediğim halde, mutlu bir yüzü var kıldım aynada, gülsünler dedim ağlayanlar bile gözyaşları arasında, kimileri uzun uzun düşündü, ‘kim gülebilirdi ki bu durumda’.
Oysa ağlayan herkesin gözleri iken benim yüreğimdi, akan gözyaşım yoktu belki ama sıktığım ruhumun süzülen terleri, var olan bütün gözyaşlarından daha derin bir şelale dibiydi.

Vakitsiz bulmuştu zamanı saat içinde kıvrandıranlar, oysa hazırlanmak için bir yolculuk bileti yok gidenin elinde, cam kenarı ya da koridor tarafı fark etmez bu yol içinde.
Sevdiğim kahverengi raylı, buz camlı tren bu defa içimi yakmıştı, anlatılanlara göre. Durağı yok, yolcusu çok, giden çok, gelen olmamış…
Öyle ki, sallanan mendillere gözyaşı sürülmesine izin vermemek için, yazdım orada bir dönüş bileti, bakın gördünüz mü, o dönecek geri, bekleyin dedim, gelmeyeceğini bile bile bunu söyledim. Böyle zamanda umut vermenin içimi oymuşçasına verdiği acıyı tattığım sıralarda, sağanak halde yağan acıya karşı durdun, renkli bir şemsiye olup, omuzlarımı korudun, saçlarımda tutundun, toprağıma can kattın, canım oldun.

Uykusuz geçen gecelerim ve gündüzlerimde görmediğim rüyalarımı anlattım onlara, minicik bir gülümseme için en sevdiğim rüyalarımı verdim umutlarına, ağladılar onlar, çok ağladılar. Küçük bedenlerin anlayamadığı, anlam veremediği feryatları susturmak zorunda kaldım kısılan sesimle haykırarak. Yoktu kimse, herkes olduğundan başka bakıyor, başka görüyordu gözyaşından buğulanan gözleri ile, yoktu hiç gücünle durup da, güçsüze yardım edecek olan. Küçüksün dediklerinde sevindim, merdivenleri kırmızı ruganımın nameleri ile uçup da bitirdim, ama bu zamanda büyüksün dediler bana, merdivenleri çıkacak gücüm yokken, dizlerimdeki sonsuz acıyı hissederken, ruganlarımın şarkısını çalmaya yine devam ettim. Namelerim oldun, çaldın hiç durmadan.

Derin sessizlikler oldu, sesler gözyaşının kızıl deryasında teker teker boğuldu. Sustular onlar, çok sessiz kalıp, düşündükçe ağladılar. Onlara meltemleri anlattım, denizin anlattığı masalın kahramanı oldum, yüzdüm kıyıya çıktım, kumları kucakladım, kocaman bir ev yaptım, içinde ışığını yaktım, penceresini açtım. Yıkılır dediler, ama ben yıkmadım. Onlar hep gözyaşı ile evimi yıkmak istediler, ben her yıkılan duvara bir denizyıldızı ekledim, aydınlattım geceyi, ben evimi yıkmadım, içinde seninle oturup, masalıma devam ettim.

Toprağı bu defa kokladım, yağmurun yağdığı sıralarda sevmezdim oysa yüreğimi acıtırdı yeşil kokusu. Ama onlara ne güzel koktuğunu anlattım, yeşilin parladığı toprağı avuçladım, yüreğime bastırdım, anlattım onlara gözyaşının kokutamayacağını toprağı yağmurlardaki gibi, onlar sustular.

Nefessiz kalmanın verdiği sıkıntıyı, en sevdiğim yemeğin lezzetinden daha iyi bilir oldum ve öyle bir güç oldun ki ruhuma, nefessiz kalanlara nefes oldum.
Küçüksün dediklerinde sevindim, yürüdüğümüz yolları kırmızı ruganlarımla koşarak geçtim, saklambaç oynadım onlarla ve şimdi koşuyorum yine yol ile kucaklaştığı sırada çıkan seslerinde çalan şarkının nakaratında;

Ağladım, gözyaşlarım akmadıYüreğim terledi çok, ama güçsüz kalmadı,gücümsün, sesimsin, soluğumsunTeşekkür ederim sevdiğim,

En zor zamanım ki, seninle o bile zor olmadı…