ne yaparsın dediler, severim dedim.
yürüdüğümü hatırlıyorum,hani benim sevdiğim yağmurlu sokakları bilirsin. ama yalnızken yağmur tanelerinle kavga ettiğimi bilmezsin. onlar seni fısıldarlar
bana, o zaman neden yere düşüyorsunuz derim, neden onu toprağa veriyorsunuz?dediler ki, toprak canın başladığı yerdir. senin canının geldiği yerdir. çiçeğinin açtığı, aşının büyüdüğü, hayatını alıp zamanlarca sakladığı ölümün de
bulunduğu yerdir. onu neden öldürüyorsunuz dedim, öldürmek değil sandığın dediler. seni her gün yeniden yaşatmak için yağar yağmur, ıslanır topraklar
dediler. sen, canımın başladığı topraktan, ruhumun huzur bulduğu göklere eren, sığmayıp taşan bir sevgiye sahipsin içimde dedim, onlar bişey
demediler bu defa, suskun kalıp, yüreğimin sesiyle yağdılar göklerden aşağıya.
sessizce başımdan süzülen her bir tanede gülümsemelerini gördüm, saçlarımı saran ellerini , yanağımdan süzülen buseni. her birini yağmur tanesi
kıskanmış şimdi. bulutlara anlatmışlar seni, beyaz olmuş bunun için her biri. göklere anlatmışlar seni, dediler ki " o bambaşka biri", gülümsediğimi
gördüklerinde sandılar ki katılmıyorum onlara. halbuki bilemediler, bir yanlışlık yapıp seni tabir ettiler. bilemediler, sen tabirlere sığamazsın, kelimelerce
taşınamazsın. en büyük hata baştaydı aslında, sen anlatılamayansın ki, seni gökyüzüne hangi kelime anlatsın?
havanın yavaş yavaş soğuduğunu söylediler bana, üşüyeceğimi zannettiler, içimde yanan sen ateşini görmeden , beni üşüyecek olan yürek sanıp,
kendilerince bir güneş seçtiler. bu aydınlıktır, bu sıcaklıktır dediler, acıdım onlara ki seni bilemeyip güneşe sarıldılar, aydınlık sıcaklık orada sandılar. senin
yüreğin içindeki sıcaklığı bilemeden, onlar üşüdüler birbirlerine sarıldılar, ve yerdeki küçük su birikintilerini oluşturdular.
kaldırım kenarında yürüyen, seni bilemeyen bir başka yüreğin, küçük su birikintilerine tekme atarcasına yürüdüğünü gördüğümde,biraz ılındı yüreğim.
seni tanıyor da bunun için öyle yürüyordur dedim.sensiz bir dünyanın soğuk sularına atıyordur işte tekmeyi dedim. düşündüm ki, senden yoksun kalan
yağmur tanelerinin üşüdüğü o zamana neden tekme atsın, kendisinin de ruhu o suyun içinde ıslakça,üşümüş halbuki. paçalarında
yalnızlığının,sensizliğinin izi daim, yanından geçen arabalar bile bu düşünceye hakim, ki ıslattılar onu yanda biriken yalnız sularla.yağmurun her tanesi tanımak istiyor şimdi seni bu ara.
yine yürüyorum şu çukurlu yolların kaldırımlarında, yağmur hafiften gelmeye başladı sinirli taneleri ile. "nerede o?" dediler. anladım ki seni aramaktalar
yine. yüreğimde dedim, yağabilir misiniz oraya?yağarsak yüreğin gözyaşı olur dediler. peki siz ne yaparsınız dedim, dediler ki, canlandırırız biz, yağarız, toprakla kokarız, yeşille açarız, beyaz olur
gökyüzünde hayaller kurarız...sonra bana dönüp sordular; ne yaparsın dediler, severim dedim.
onlar seni bilemediler. üşüdüler.yağdılar. kimi zaman öfkelerinden gökle beraber kızıp gürlediler. hep seni aradılar. senin tenine dokunmak istediler benim
adıma, izin vermedikçe ben yüreğime yağamadılar, her insana yaptıkları gibi gözyaşı akıtamadılar. bizim başka olduğumuzu sonradan anladılar.anladılar ki, seni baharın müjdesi olarak verdiler bana, anladılar ki ; biz başkaydık her bahar gibi.yürüdüğümde attığım adımlara aldırmadan, yanıma gelip tekrar sordular ; ne yaparsın sen?
severim.
severim ki, yağmur taneleri bile kıskanır.
severim ki,gök büyüklüğüne aldırmaz küçük bir çocuk gibi ağlar yağmurunla.
severim ki, rüzgar pes ettirmek için soğuk eser bir de yalnızlıkla.
severim ki, bir ben bilirim bir de sevdiğim yalnızca...