muazzez sevdanın, mukaddes yolcusu eyledi beni,
emir saydım söylediği her dileğini.
lallerimde ateşten bir tebessüm doğdu,yanayım hadi,
ismini her anışımda, ışıldattı gözlerimi.
hayranlığı onun ruhu ile tattım, söyledim bunun için sözlerimi ;
ikram etti bana, şu dünyadaki en güzel yüreği.
melikedir parmakları,hazeldir gözleri
sevdanın yaşandığı yürek şehrinde yaşatıyor beni
ellerine hasrettir ellerim,aşk ile beklerim gelişini
ne mesafeler, ne yollar olsa da,görür gönlümün gözleri.
iyiliğinin iyiliğidir, gözlerime bakıp da söylediği sözleri
çok sevindirir ruhumu, her söylediğinde sevdiğini beni.
ok yaydan çıkmıştır bir kere, demek ki budur aşk dedikleri
kal deseler ateş ortasında, kalırım onun için, yeter ki acımasın elleri
sevginin , aşkın adını gizlemişler yüreğine belli ki
en karanlık gecelerde, bu gizli iyiliği aydınlatır içimi
varlığının sebebi, benden yana duyduğu aşk idi
ismi gibi sahib i melahat, yüzü gibidir yüreğinin incisi
ya aşk , ya göz yaşlarım ; sevinin haydi !
o'ndan gayrısında göremezsiniz böyle bir aşk ateşi.
ruhumun bedenimi taşıyor olmasının, en güzel sebebi,
uğruna yaşadığım, uğruna ölebileceğim,muazzam yürekli...
melih gülüşlü, muazzez sevdalı, yolcuyum şimdi.
beni sevdanın yolunda yürütendir, sevgili.
19 Kasım 2007 Pazartesi
...(24)
bir şeyler söyle hadi bana,
gözlerini kapattığında hangi hayalim geliyor aklına?
başını ardına yaslayıp, tüm gücünle yutkunduğun bir anda
boynundan öpüverdiğim o zamanların tadını anlat.
gözlerini kapat,ellerimi tut ; dudağının kenarından gülümserken,
dişlerinin parıltısında anlat bana aşkını.
yürüdüğümüz sokaklardaki ayrıntıları hatırlayıp hatırlamadığımı sor,
mesala ,merdiven köşesinde oturan küçük kızın gülüşünü dinle benden,
oyun oynayan çocukların içinden en çok bağıranın coşkusuyla,
avazı çıktığınca annesine seslenen bir küçücüğün, özlemini duy kelimelerimde.
sessiz durayım bu defa ben, sen anlat bana ; kapat gözlerini,
ellerimi ellerinde büyüt okşamaktan,
saçlarıma dokunduğun zaman, içinde doğan heyecanı anlat.
beni benden alan, saçlarına rüzgarınla dokunduğun,
yanağından esintin ile buselerini aldığın, içinde yaşattığını anlat.
fakat,
gerçekleri anlatabilme gücünü bulduğun vakit kendinde,
seni dinleyenlere dönüp de, boşa çabaladıklarını da anlat,
asla söylemediğin şarkıların, hiç özlemediğin yüreklerin,
hiç yaşamadığın aşkın hulyasında gezinmesin kulakları.
anlat istanbul,
içinde yaşayan bir yüreğin aşkını, gözlerindeki gülüşü
dudağından dökülen her bir sözü,
nasıl da ruhuna çalıverdiğini.
deryan ile martıların olmasa, ha bir de çamlıca tepesi
aslında derin kırışıklıklarının olduğunu anlat yüzüne bakanlara,
ve anlat ;iki yüreğin arasında mesafe olmanın verdiği hazzı
gizlice kahkaha attığın gecelerin, sırtını kemirdiği vakitleri anlat.
anlat da ; sana aşık olanlar , aslında bize aşk duyduklarını duysunlar,
bizim aşkımızı üzerine giyip de, ışıklı sokaklarda gezindiğin
haydarpaşaya kadar gelip, hasretten korktuğun
acizliğini anlat.
yalnız kalmaktan ne çok korktuğunu,bunun için kalabalık olduğunu,
içinde esen mutsuzluğunu, deniz üzerindeki dalgalara atıp da
yalancı tebessümlerle , balık ekmek arasında yenilip, gitme isteğini anlat ;
yoksa sen de ben de biliyoruz ,
başka türlü içimizde olmana imkan olmadığını,
anlat istanbul.
...(23)
gözlerinde doğan güneş ile başlayan sabahların,
yüzüme armağan ettiği tebessümlerin her birini,
içimde cızzlayan hasretinin dudağıma sardığı alevi,
kollarında raks ederken,kulağına söylediğim ilk sözleri,
kalabalıklar arasında, seni ilk gördüğüm anın heyecanını özledim.
aslında, yüreğime dolan coşkum ile haykırmak isterken,
kalabalığın içinde sessiz sedasız sarılıp da boynuna,
hoş geldin, demeyi ; gözlerine bakıp tekrar göğsüne sarılmayı
ne çok özledim, seninle şehrin ışıldayan gözlerine bakmayı.
ellerin içinde, küçük bir çocuk gibi oynayan ellerimin cıvıltısını,
üşüyen burnum üzerine kondurduğun busenin sıcağını,
adım attıkça ayakkabılarımıza koşan yağmuru,
seninle özledim,göğün gürültüsünü gülüşümüzle bastırmayı.
sen varken, gecenin koluna takıp yanında getirdiği sabahı,
bulutun gözlerini ışıldatan gök gürültülü yağışları,
sessiz sedasız olan sokaklardaki çocukları özlerdim.
şimdi şehirde yağmur çocukların üzerine yağıyor,
bulutların gözleri siyah fakat parıldamıyor,
geceler gündüzlere küsmüş sanki,
güneşi sen diye beklerim,
duydum ki yüreğim haykırıyor ; seni çok özledim
yüzüme armağan ettiği tebessümlerin her birini,
içimde cızzlayan hasretinin dudağıma sardığı alevi,
kollarında raks ederken,kulağına söylediğim ilk sözleri,
kalabalıklar arasında, seni ilk gördüğüm anın heyecanını özledim.
aslında, yüreğime dolan coşkum ile haykırmak isterken,
kalabalığın içinde sessiz sedasız sarılıp da boynuna,
hoş geldin, demeyi ; gözlerine bakıp tekrar göğsüne sarılmayı
ne çok özledim, seninle şehrin ışıldayan gözlerine bakmayı.
ellerin içinde, küçük bir çocuk gibi oynayan ellerimin cıvıltısını,
üşüyen burnum üzerine kondurduğun busenin sıcağını,
adım attıkça ayakkabılarımıza koşan yağmuru,
seninle özledim,göğün gürültüsünü gülüşümüzle bastırmayı.
sen varken, gecenin koluna takıp yanında getirdiği sabahı,
bulutun gözlerini ışıldatan gök gürültülü yağışları,
sessiz sedasız olan sokaklardaki çocukları özlerdim.
şimdi şehirde yağmur çocukların üzerine yağıyor,
bulutların gözleri siyah fakat parıldamıyor,
geceler gündüzlere küsmüş sanki,
güneşi sen diye beklerim,
duydum ki yüreğim haykırıyor ; seni çok özledim
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)