
uçun martılar, kanatlarınızın beyazı kadar uçun.
yağmur taneleri karıştıkça gözyaşlarınıza,
denizlerin üzerindeki yağmurun adımları üzerinden,
üflediğim nefesin beyaz dumanları gibi uçun.
avuçlarım içinden tutun beni, gökyüzüne taşır gibi
biriniz saçlarımın içinde uçsun, gözlerimi sevsin diğeri.
deniz gibi coşkulanan gönlümde en büyük gemiyi takip etsin kanatlarınız
belki simit atar biri.
uçun mavi gökyüzünün beyaz gözyaşları,
yeryüzünün yanaklarında uçun,
uçup gidin,
gülümsemeler kalsın bize, denizler gibi engin.
biriniz haydarpaşada beklesin, gidenlerin ardından
diğerleri eskişehiri gözetlesin, geleceği bekler gibi
avuçlarınız yok ki sizin, tutun beni içinde diyeceğim ama,
beyaz kanatlarınıza adımı yazın benim, gökyüzünde uçurun.
özendiğim bir çay yudumu olun ince bellinin kaşığına tutunmuş
şekerin üzerine eritin beni, kanatlarınız kadar beyaz şeker içinde
çay yudumu olayım diye, uçurun beni denizlerin üzerine.
seyredilen manzaranın, yaban gülleri gibi açın kanatlarınızı,
ürkek bakışlarınızı çalan gözlerimde, parıltılar olun,
biriniz beylerbeyinde, diğeri çengelköyün bahçesinde
beni beklesin boğazın en serin esen rüzgarının sesinde
siz bağrınızı açın beyaz gelinliğin etekleri gibi yine,
uçun hayallerimde, denizi olmayan bu şehirde...
uçun martılar, kanatlarınızın büyüklüğü kadar özgür olun,
süzülen göğsünüzdeki huzur kadar uçun,
adımı yazdıysanız gökyüzüne bugün,
bembeyaz nefesim olup, sevdiğimin içine dolun,
ben deniz olurum şehrin denizsiz sahiline
siz uçun alnımın üzerinde, bembeyaz hayallerimin, tertemiz gülüşünde.
avuçlarımdan tutun beni,gökyüzüne taşıyın
bulutlar tutunsun tenime, sevdiğimin busesi gibi,
siz uçun,
uçurumlar yükselsin gökyüzüne,
denizler yağsın üzerimize.
yakamozlar olun, mavi enginin beyaz parıltıları,
yağmurlu günlerin, gülümseyen simitçi arkadaşları,
uçun istanbulun üzerinde,
sevdiğime yazdığım şiiri anlatın gökyüzüne,
güneş bu yüzden mi sabahı doğurur,diye.